Dolar 8,6648
Euro 10,1426
Altın 490,52
BİST 1.407
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 17°C
Gök Gürültülü
İstanbul
17°C
Gök Gürültülü
Cum 20°C
Cts 23°C
Paz 25°C
Pts 24°C

Samanyolu’nun geçmişi (Müslümanlara kısaca hakikat tarihi)

Samanyolu’nun geçmişi (Müslümanlara kısaca hakikat tarihi)
A+
A-
04.01.2021
ABONE OL

Hadi sizinle uzunca bir yolculuğa çıkalım…

O kadar gidelim ki tarihin derinliklerine, kendi neslimizden kimseyi bulmayacak noktalarda bulalım aslında varlığımızı.

Hiçbir şeyin olmadığı anda, mevcut olan tek zat’a yürüsün düşüncelerimiz.

Tefekkür deryasında benliğimizi yitirelim, varlığımızı bitirelim.

Sahibimizle yetinelim hep beraber.

Zorlayalım bize verilen “Zihinlerimizi”, öyle bi zorlayalım ki sadece eser miktarda kullanabildiğimizin de haddine ulaşalım.

Kimse yoktu derdim lakin bu bile ziyadesiyle az kalıyor bu derin mesele de.

Bırakın şahısları, nesneleri, meskenimiz Dünya bile kayıplardaydı o zamanlar.

Ve bir gün Rabbimiz ilk yaratacağı mahlukunu özenle yarattı, henüz varlık yok iken var etti, aklın bile kavrayamayacağı O nuru (A.S).

O yaratılmasaydı, aslında olmayacaktı tüm felek.

Ama oldu ya, Hak Teala Yarattı devasa bir güneşin bile imrendiği aydınlığı, Hakk’ın en sevdiğini…

Ardından yaratılmaya devam ediyordu, O nurun bir cüz’ü ile kalem ve levh-i mahfuz.

Bir emriyle tüm kainat büründü cisimlere ve milyonlarca gezegen dizildi tesbih tanesi gibi kebir meydanda. Düşüncenin bile kıt kalacağı büyüklükte bir felek meydana geldi nura ev sahipliği yapabilmek için.

Kısaca bilgi vermek gerekirse; nefeslendiğimiz, heveslendiğimiz ve en sonunda kefenlendiğimiz evimiz olan, dünya bir sistemde yer buluyor kendine, merkezinde ateş topu (Güneş) olan ve etrafında Dünya gibi binlerce gezegeni merkez kılan güneş sistemi.

Bu büyük oluşum ise “Samanyolu” ismini kabullenmiş bir galaksinin içinde teharrükleniyor her geçen saniye.

Öyle bir meydan ki galaksimiz, bir ucundan son ucuna gitmek isterseniz ışık hızıyla ( bu da saniyede 300.000 kilometreye denktir) tam 11 milyar yılda bitirebilirsiniz. Yani düşünün ki insanlık öylesine gelişti ki bir saniyede dünyayı 24 kez dolaşabilecek bir araç yaptı.

İşte böyle bir araçla samanyolu galaksisini bitirmek 11 milyar yıla mal oluyor.

Öyle bir yolculukta şahit olacağınız şeyleri gözünüzde canlandırınız katrilyonlarca gezegenler ve bilmediğimiz birçok var olmuşlar.

Peki samanyolu nerede?

İşte bu sorunun cevabı ademoğlunun şu an ki teknolojisiyle ulaştığı son hadde götürüyor bizi, Başak süper kümesine…

Bu kümede ise gözlemlenen takriben 5 milyon adet galaksi komşuluk ediyor bizim Samanyolu’na.

Bir müddet sonra pes ediyor değil mi bahşedilen zihnimiz ama bitmiyor işte bizim bilmediğimiz belki de daha neler var neler ama bilinen şu bilgi bile zorluyor bilincimizi.

Evet böylesine devasa bir sahnede görünmeyecek derecede ki bir sistemin içinde fani meskenimiz.

İslam tarihçisi İbn Kesir’in rivayetine göre;

Bizden önce ” Hin ve Bin ” adlı mahluklara 3 bin yıl ev sahipliği yapmıştı bu dünya, ardından ” Cin ” kabilesi gönderiliyor ve onlarda binlerce yıl ev ediniyor dünyayı kendilerince. Ve bir gün Azim ve Kadir olan Zat yaratıyordu hepimizin babasını en güzel şekliyle bizzat Yed-i Kadirle

Bizlere Yarattığı mahluklarının en hayırlısı ve şereflisi üvanını veriyordu. 40 yıla yakın bir süre ruhsuz yatıyor 65 metre boyunda ki Babamız göklerde.

Zat-ı Ekber lütfediyor ve üflüyor kendi ruhundan ve bir an da gözleri açılıp ilk kez şahit olacağı mekanda gezdiriyor o nadide gözleri. Mübarek ruh,karnına geldiğinde acıktığını hissedip yaratıcısından rica ediyordu Cennet meyvalarını,” Ey Rabbim,Muhammed’in hatırı için ver” diyerek.

Ee nasıl oldu şimdi, hani ilk yaratılan insan oydu nerden bilebildi Peygamberimizin adını ve nasıl vesile kıldı onu Rabbine karşı?

Biz öğrenebilelim diye Soruyor aslında herşeyi bilen Padişah, ” Sen nerden biliyorsun O’nu ?”..

Cevabında talepkâr gözlerle “Ruhunu bana ilk üflediğin zaman, gözlerimi açtığımda, gökyüzünde yıldızlar ‘La İlahe İllallah Muhammedun Resulullah ‘ yazıyordu. Sen kendi İsm-i Âli’nin yanında anmışsan O’nu, elbet yüce bir varlıktır” diyordu O’nun ve tüm insanlığın babası.

Şu makamı, şu fazileti tahayyül edebiliyor musunuz kardeşlerim? Adem bile Hatemin vesilesiyle kavuşuyorsa muradına madem, O gelebilsin diye gelmiyor mudur Adem?

(Ne mutlu bizlere ki, O sevgilinin ümmetindeniz.)

Sonrasında malum olaylar gerçekleşiyor ve bahsi geçen Dünyaya ayak basıyordu ilk insan.

1000 yıl ömrünü bir nefeste tüketip bırakıyordu ardından gelenlere faniyatı.

Binlerce, milyonlarca sayılara ulaşıyordu artık çocukları. Nihayet zamanı geliyor yazının başında bahsettiğimiz, ilk varlık olan Nur’un 4 milyar yaşındaki ihtiyar Dünyaya şeref vermesinine. Adeta kendinden geçiyor O’nun gelişiyle tüm varlık. Aşkıyla daha da gençleşiyor dünya O’nun teşrifiyle.

Ama yine bitmiyor insanlık devam ediyordu. Yüzlerce binlerce yıl yürüyor insaniyet bu toparlaklarda, nice yaşanmışlıklar yaşıyor nefes misali ömürleriyle küçük dairede. Onsuz 1389. Yılını dolduruyor şu an insanlık. Bana sorarsanız tek geçmiş budur lakin, geçmişliğin hakikati aslında bir geçmişin olmadığıdır.

İnsanlık (takriben) 20 bin yıl, dünya 4 milyar yıl, bilebildiğimiz kainat ise 13 milyar yılını devirdi.

Ama ne önemi var ki bunların biz Allahtan gelmedik mi ? Yegane sahibimiz, yegane maksadımız, yegane aşkımız Allah (C.C) değil mi ? “Peki madem öyle, O ne zamandır var ?” sorusuna gidiyor ne yazık ki bu zihin. Sonuç odaklı yapıya sahip olan acizkâr bir oluşumdan ibaret olan zihine denilecek tek cevap “Hiç bir şey yokken O vardı.” cevabı olabilir.

Belki bir nebze durdurabilir meramını insanlık geçmişe dair.

Hiç bir şey yokken, her şeyi var edebilecek kuvvete sahip, var ettiği herşeyi işitebilecek ve görebilecek derecede akıl almaz bir güce kadir olan bu sultandan gayrı ne olabilir ki hakikatin ta kendisi..

Kısaca geçmişin gerçeği budur. Evet, henüz kainatın sırrına eremeyen batıya göre, bu çok daha farklı bir durumda olsa, müslümanlarca özeti budur. Elbette söylenecek o kadar şey var ki, aylar yıllar geçse bitiremeyiz. Şimdilik bu hakikatten uzak olan Müslümanlara nisbeten bu kadarcık bilgi yeterli olacaktır İnşallah.

Ha.. Gelecek mi..?

Bizler için sadece O’na ulaşabilip, hasretimizi kendisi ve habibiyle dindirebileceğimiz bir anahtardan başka Bir şey değildir.

Nede olsa “Haydan” geldik “Huya” gidiyoruz..

Hamdlerin tamamı Ezeli (başlangıcı olmayan), Ebedi (sonu olmayan) ve Sermedi (ne başlangıcı nede sonu olan) Allaha Olsun

Selametle…

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.