Dolar 9,2546
Euro 10,7781
Altın 530,69
BİST 1.435
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 18°C
Parçalı Bulutlu
İstanbul
18°C
Parçalı Bulutlu
Per 18°C
Cum 19°C
Cts 19°C
Paz 18°C

ON DA 10’un Konuğu :Halis ÖZDEMİR

ON DA 10’un Konuğu :Halis ÖZDEMİR
A+
A-
23.09.2019
ABONE OL

On da 10 Konuğumuz Gazeteci-yazar-televizyoncu: Halis ÖZDEMİR 

İstanbulunsesi.net onda 10 programına davetiniz den dolayı öncelikle çok
teşekkür ediyorum.

halis özdemir y.ç.p

MEDYA;
Maalesef bugün dünyada  siyonizmin hizmetindeki yapı, gerek İslam
dünyasında, gerek batı dünyasında, gerekse kendi ülkelerinde hemen hemen
hepsinin merkezi Amerikadır.
Amerika’da vermek istedikleri haberleri verirler, istemediklerini
çarpıtarak verirler.
Ajansların neredeyse %98’i siyonizmin elindedir.
Maalesef bugün yerel medyamız da gerek televizyonlar, gerek yazılı basın,
internet yayınları haber kaynağı olarak
bu ajanslarının kullanmak zorundalar.
Medyanın haber kaynağı ajanslardır.
Haber ajansları konusunda ciddi bir çalışma yok yani dünyada da yerelde de
incelendiğinde medyaya beslenme bakımından altyapı oluşturma bakımdan
maalesef çok az bir kısmını yerli ajanslar oluşturmakta, dolayısıyla
öncelikle medyanın kaynaklarının iyi incelenmesi ve bu noksanın behamahal
ve mutlak surette tamamlanması icap etmekle, islam coğrafyasında ve
ülkemizde bu noktada bir gayret yok, gayret varsa da dünyaya yayılmış bir
ağ şeklinde bir yapılanma yok.
Sonuçta İslam coğrafyası ve dünya Irak’ta olanı biteni Yemen’de olanı
biteni bu batı medyasından daha doğrusu siyonizmin oluşturduğu medya
kanallarından almaktalar.
Ülkemizde maalesef medeniyet anlamında,  kültür değerlerimiz anlamında
birebir örtüşen bir medya yapısı vardır diyemiyoruz. sadece medya
mensupları açısından değil farzımuhal öğretmenler, açısından farzımuhal
üniversite hocaları açısından baktığımız zaman yeni yeni ufak tefek
kıpırdanmalar olsada medeniyet değerlerimiz, milli değerlerimiz inancımız
bizi biz yapan değerler noktayı nazarından “surda gedik açma “anlamında
belki bir şey olabilir bir umut olabilir  hakikaten manzara budur.

halis özdemir akittv

ALGI;
Algı konusuna gelince
Algı çok önemli
Algı ne demek?
Düşündüğünüzü, yapmak istediğiniz şekilde insanların zihin altını
doldurmaktır.
Öyle bilgiler verirseniz ki olanı biteni, yada olacakları tamamen tersinden
bir durum oluşur.
Bir örnek olarak şunu ifade edeyim yukarıda medyanın kimlerin elinde
olduğunu, medyanın ehemmiyetini, önemini anlatırken bir hadise ile de
algı’nın ne kadar önemli olduğunu ifade etmek için Türkiye kamuoyunun çok
yakından bildiği İsrail’de İsraillilerin, filistinlilere Gazze’de
yaptıkları; bir baba ile çocuğunun sahilde öldürülmesi.
Filistinli ailenin çocuğunun öldürülmesi görüntüsü, görüntüler Türkiye’de
yayınlandı, Amerika’da nasıl yayınlandı peki; Amerika’da ise şöyle
yayınlandı aynı görüntü; “Yahudi aile piknik yaptığı sırada filistinliler
tarafından öldürüldüler” şeklinde verildi
Medyanın esasen ne kadar önemli olduğunu, haber ajanslarının ne kadar
önemli olduğunu algı’nın nelere kadir olduğunu anlamak bakımından önemli
bir örnektir. Amerikan kamuoyu açısından düşünün ve Amerika’nın
ajanslarının batı dünyasına verdiği haberi düşünün, İsrail ve Filistin
arasındaki mücadelenin Filistinlilerin yaptığı canhıraş mücadelenin batıda
nasıl algılandığının çok tipik örneğidir.
Algı işte budur.
Tamamen beyazı siyah, siyahı beyaz olarak gösterme operasyonudur.
Aldığı değil, verdiği haberdir.
Meşhur hikaye anlatılır ya; keçisi çalınan Müftü dür. Verilen haber; “Müftü
keçi çaldı” haber yapılır.
Oysa müftünün keçisi çalınmıştır.
Mesele burada kişi değil, bir müftünün keçi çaldığını, yani hırsızlık
yaptığı algısının oluşturulmasıdır.
Bir Çin atasözü derki: “duyduğunuzun hiçbirisine,
gördüğünüzün yarısına inanın.”
Günümüzün teknolojisiyle insanlar konuşmadıkları, söylemedikleri sözleri
kendi ağızlarından söylenmiş gibi cümleler, kelimeler yer değiştirilerek
verilince olaylarda yön değiştiriyor.
İnsanların söylemediklerini herhangi bir yerde bir konferansta yaptığı
konuşmaları alıp tamamen başka şekilde vermeleri daha sonra içinden
çıkılmaz bir boyuta dönüşüyor.
Gelişen ve sürekli değişen teknoloji ile her türlü hile mümkün.
Hazırlayıp sunduğum Vizyon programının  açılış konuşmasında söylemiştim
“algı operasyonlarına meydan vermeyeceğiz, algı operasyonlarını bozacağız”
diye
Dünya gerçekten algı ile yönetiliyor.
Hakikati aramalıyız
MİLLİ GÖRÜŞ;
Milli Görüş; esasen Erbakan’ın 40 yıl belki 50 yıl önce yola çıktığında
varmak istediğiniz davanın, hedefinin adıdır.
Erbakan hocamıza milli görüş nedir diye sorulduğunda “milletimizin asli
görüşüdür, milletimizin değerleridir.” diye ifade etmiştir. Konu başlığımız
madem Milli Görüş, merhum Erbakan hocamız sadece ülkemizde değil bütün
insanlık için dünya görüşü olarak Milli Görüş diye ifade etmiş ve kıymet
bulmuştur.
2006 yılında Uluslararası milli görüş sempozyumunu gerçekleştirmiştik.
Allah’a hamdolsun sempozyumun organizesi, yürütülmesi benim başkanlığımda
gerçekleşmiş sempozyumun hem açılış konuşmasını hemde kapanış konuşmasınıda
bizzat ben yapmıştım
Sempozyumda şöyle bir sual ile karşılaştık,  biraz açmak istiyorum
davetliler yani katılımcılar sayısı 50’nin üzerinde ülkenin temsilcileri
oluşturuyordu
İçerisinde ülkelerinde Başbakanlık-Cumhurbaşkanılığı yapmış çok değerli
misafirler vardı.
Misafirlerimizin soruları merhum Erbakan’a “milli görüş dediğiniz zaman
sizin ve milletinizin görüşü mü, sadece size ait bir görüş müdür?
Erbakan hoca: “hayır milli görüş inanan insanların değeridir, kendilerini
ifade etmeleridir, adil bir dünya düzenidir.” şeklinde ifade ettiler
Milli Görüş; Müslümanların dünya görüşüdür ve sadece bir görüşten ibaret
değildir. Bu sadece ben milli görüşçüyüm, dünya da bunun karşısında demekle
ifade edilecek sıradan bir cümle değildir.
Milli Görüş; denildiği zaman gerçekten dünyada yeni bir iddianın adıdır
milli görüş.
Sömürünün karşısında durmaktır.
Dinsizleştirme politikalarının, ahlaksızlaştırma politikalarının karşısında
durmanın adıdır.
Dolayısı ile Milli Görüşü gerçekten iyi anlamak lazım
Bir de herhangi bir siyasi partinin de kendi alanları içinde olup kendini
milli görüşçü adledenler vardır.
Aidiyetleri fevkalade güzeldir
Saadet partisi veya Yeniden Refah Partisinin sahiplenmeside güzel veya
herhangi bir şahsın, ama şu bir gerçek ve hakikat dir ki; milli görüş
inananların hedef ve görüşlerinden ibarettir.
İdrak ile başlar
Milli Görüşün anlamı nedir, hedefleri nelerdir  iyi anlamak lazım.
Merhum Erbakan hocamıza, ben kırk yıl önce bir soru sormuştum o zaman
gençlik teşkilatları Akıncı sporcular teşkilatında genel başkandım  “biz
neden “kuş dili” (hocanın tabiridir) kullanıyoruz, neden açıkça biz İslam
davasıyız, İslam davasının partisiyiz, bizim davamız İslam davasıdır, biz
cihad ediyoruz demiyoruz da milli görüş diyoruz”  Kendileri şöyle
söylemişti: “bakınız Türkiye’de biz Yahudi hapishanesinde mücadele
ediyoruz,  ülkemiz kuşatılmıştır, burada bugün milli görüş diyoruz, yarın
bunu daha da açacağız şeklinde ifade etmiştir.”
Önümüzdeki süreç içerisinde gerçekten açılmıştır, bizim o gün sorduğunuz
sualleri cevabı da bilahare bizzat merhum Erbakan ve çalışma arkadaşları
tarafından İslam davası olarak ifade edilmiştir.
Son olarak şunuda ifade etmek isterim: “Milli Görüş, kavramı gerçekten iyi
anlaşılmalıdır ve dar çerçeve içerisine oturtulmamalıdır.
Milli Görüş, Adalet der, İnsan hakları der, zalimin karşısına dikil der,
sömürülme der, vatan der, millet ver
Kim bu kavramlardan rahatsız olabilir ki.

halis özdemir erbakan
NECMEDDİN ERBAKAN;
Necmettin Erbakan, Milli Görüş davası diye Konya’dan yola çıkmış tabii
Konya öncesi Odalar Birliği ve üniversite camiası içerisinde örnek
mücadeleler vermiş, daha sonra  yaptığı mücadelelerin
siyasetle gerçekleştirebileceği sonucuna vardığı için Konya’dan bağımsız
olarak siyaset hayatına atılmıştır.
Milli Nizam Partisini kurmuş, Mili Selamet Partisini kurmuş, Refah
Partisini kurmuş, Fazilet Partisini  kurmuş, son olarakta Saadet Partisini
kurmuş partileri sürekli kapatılmış, ama o mücadeleden kesinlikle
vazgeçmemiş bir büyük Mücahit azimli büyük bir cihat komutanıdır Erbakan
Bugün kendisi ile mücadele edenler tarafından anlaşıldı.
Erbakan öldükten sonra anlaşıldı diye ifadeler var ortada dolaşan ben öyle
düşünmüyorum. Erbakan sadece söylediklerinin medyada sosyal medyada dolaşan
konferansları, konuşmaları çeşitli açıklamaları bugün işte gerçekleşti. O
günlerde ne söylediyse bugün birer birer hayat buluyor.
Erbakan, burası çok önemli söylediklerini maalesef “biz Erbakan’ın
davasını, milli görüş davasını yürütüyoruz” diyen insanlar tarafından da
tam olarak anlaşılmamıştır.
Bunu niye söylüyorum; merhum Erbakan ile 40 yıl birlikte dava arkadaşlığı
yaptım, son 10 yılında ise Saadet partisi İstanbul il müfettişliğini 7 yıl
yaptım, genel idare kurulu üyeliği yaptım, onun da ötesinde merhum
Erbakan’ın çok Özel hususi çalışmalarının içerisinde bulundum, bazı
kesimler tarafından Erbakan’ın anlaşılması biraz zaman alacak gerçekten
bunu bilinçli bir şekilde söylüyorum.
Erbakan’ ın yolundayız demekle, Erbakan’ı anlamış olmuyorsunuz
Erbakan, yaşadığı zaman da maalesef yanında birlikte çalıştıkları
arkadaşları, tek hedef parlamentoda bulunmak,(tabii ki bunlar
gerçekleştirmek istediği hedefleri uygulamada alanıdır) Meclis’te olmayı
yeterli görmek Necmeddin Erbakan hocamızı fikir olarak hapsetmek anlamına
gelir. Erbakan merhum bir konuşmasında “milli görüş davasını bir çınar’a,
çınar tohumuna benzetir Bir tohum atarsanız hemen orada göremeyebilirsiniz
ama yıllar sonra 10 yıl sonra, 50 yıl sonra, 100 yıl sonra yıllar geçtikçe
karşında bir büyük çınar çıkar ve siz o çınar’ın altında kendinizi
bulursunuz” diye ifade etmiştir. Erbakan, vefatından önce Fransa
Büyükelçisini, ABD Büyükelçisi, Çin Büyükelçisi, Rusya Büyükelçisi ve AB
ülkelerinin birkaç Büyükelçilerine teker teker dörder saati aşkın
brifingler vermiş, konferanslar vermiş ve siyonizmi anlatmıştır.
Siyonizmin dünyayı nasıl sömürdüğünü, dünya düzeninin bir sömürü düzeni
olduğunu insanlığın bundan çok büyük zararlar gördüğünü, işte her elinizi
attığınız yerde siyonizmin çarkının işlediğini geniş geniş anlatmıştır.
Erbakan  Başbakan olduğu dönemde 11 ay gibi kısa bir süre içerisinde D-8
leri kurdu büyük bir oluşumu başlattı
Erbakan bütün dünyayı kuşatan bir hedefin içerisinde olmuştur
Yeni bir dünya düzeni için yola çıkan Erbakan gelişmekte olan Türkiye ile
birlikte 7 ülkeyle yeni dünya düzenini diye yola çıkıyordu
Tabi fitne durur mu, Erbakan ile birlikte D-8’ e imza koyan bütün liderleri
yönetimlerden bir şekilde uzaklaştırdılar.
Erbakan, milli ve yerli bir insandı. Erbakan  sadece bir gruba, bir siyasi
partiye hapsedilecek bir lider değil
bugün Erbakan ahirete göçmüştür, mensupları, sevenleri ideallerini
gerçekleştirme çabasındalar.
Erbakan’ın anlaşılması davasının, hedefinin anlaşılması önemlidir.
Erbakan, hedeflerinin gerçekleşmesi demek Türkiye’de, dünyada barış huzur,
sömürüye dur, kalkınma ve refah demektir.
Erbakan, Uluslararası toplantılarda misafirlerin devlet başkanlarının
ağırlanması için çoğu zaman bizzat beni görevlendirmiştir.
Bir kaç tanesini anlatmak isterim; mesela yukarıda anlattığım “Milli Görüş”
toplantısında merhum Afganistan Cumhurbaşkanı, merhum Sudan  Cumhurbaşkanı
Ezzehep ve diğer yabancı Devlet Adamlarının bulunduğu bir esnada
kendilerine “siz Erbakan’ı çok mu seviyorsunuz tüm toplantılarında
görüyorum sizleri dediğimde cevaben: Erbakan sadece sizin liderimiz değil,
bizim de liderimizdir” demişlerdir.
Bir başka lider;”Erbakan ülkemde bir konferans verdi, sömürü düzenini o
kadar net ve açık anlatı ki hayran kaldım. Müslümanların birliktelikle
neleri başarabileceklerini tane tane anlattı”
Muhterem Rahmetli Necmeddin Erbakan hocamızı bu köşeye sığdırmak mümkün
değil
Hocamızın hayatını hedeflerini anlatan onlarca kitap var, temin edip
okumanızı ve anlamanızı tavsiye ederim
VİZYON;
5 yıldır Akit televizyonunda gerçekleştirdiğim haftada bir yayınlanan
Vizyon programımın adıdır.
Programa Vizyon ismini vermemizin nedeni ise; Vizyon demek feraset
demektir, idrak demektir geniş anlamda çaplı düşünmek, düşünce üretmek
demektir.
Yeni ufuklara yol açmak için, söylenmeyenleri duymak için sizleride Akit
tv. deki Vizyon programımıza bekleriz.

halis özdemir
SİYASET;
Siyaset, yukarıda da ifade ettiğim gibi merhum Erbakan, Odalar Birliği’ de
çeşitli çalışmalar yaptığı sırada yapmak istediklerini hedeflerini
siyasetle gerçekleştirebileceği düşüncesine sahip olup siyasete girmesidir.
Siyaset ve politika arasındaki fark şudur; politika, poetika yunancadan
gelir kaş göz işareti demektir.
İki yüzlü davranmaktır.
Bazı insanlar birisiyle konuşurken, diğerine kaş-göz işareti yaparlar,
“bu konuştuğuma bakma sen, başka türlü düşünüyorum” anlamına gelir.
Anlaşılır biçimde politika budur.
Siyaset ise; siyaset insanlarının ,siyasi partiler vasıtasıyla yönetmeye
talip olmalarıdır.
Bir nevi hizmete açılan kapıdır.
Doğru, dürüst ve şahsi çıkarlara hizmet etmediği sürece
Hizmet amaçlı olarak insanlarımız mutlaka siyasi partilerde görevler alması
ülkemizin çıkarları için hayati önem arz eder.
Erbakan’ın ifadesi ile “siyaset ateşi maşa ile tutmaktır.
Elinizi, kendinizi ateşe atmadan, yakmadan hizmet üretme ve faydalı olma
sahasıdır siyaset.

halisözdemir ömerdöngel
AİLE;
Aile her şeyin başıdır.
Millet olmak aile ile başlar.
Bir yaşam biçiminin şekillenmesinde, inanç biçiminin şekillenmesinde hem de
geleceğe dair birlik ve beraberliğin oluşmasında, çoğalmada, üremede en
önemli baş faktördür.
Aileyi yok ederseniz, devleti yok edersiniz.
Bugün batının can çekişmesinin ana nedenidir Aile mefhumunun dejenere
olması, yok olmaya doğru gitmesi.
Aile, kurumu iyi oluşmaz ve bireyler yetişmezse, toplumun her kurumu çürür.
Müslüman aile yapısı saygıyı önceler, şimdilerdeki aile yapımız eskiye çok
özlem duyuyor.
Ayrılan eşler, yıkılan yuvalar toplumumuzu olumsuz yönde etkiliyor.
Aile terbiyesi görmeyerek büyüyen bir nesli, hiç bir eğitimle terbiye
edemezsiniz
İstanbul sözleşmesinde maalesef Ak parti iktidarı döneminde hayat bulmuştur.
Kendi ellerimizle bir çok Ailemizi geri dönülmez yollara ittik, bu sözde
sözleşme biran evvel yürürlükten kaldırılmalıdır.
Avrupa birliği istiyor diye Aile yapımızı, geleneklerimizi, kültürümüzü
çöpe atmamalıyız.
Ezcümle ivedilikle bizim kendi değerlerimizden mülhem tedbirler almalıyız.
GENÇLİK;
Gençlik konusu çok önemli.
Çocuk denecek yaştan itibaren ülkemizde gençlik teşkilatları içinde oldum
Güzel bir ata sözümüz var; “arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim”
diye
İşin püf noktası da bu, gençlerimiz önce iyi arkadaş seçimi yapmalılar.
Arkadaş insanı her yere sürükler gül  bahçesine de gider, çöp yığınları
içinde de kaybolup biter. Gençliğin yetiştirilmesi sadece “iyi bir
üniversitede okusun ya da iyi para kazanabileceği bir iş yapsın” demek
gençliği korumak anlamını ifade etmez.
Gençlerimiz öncelikle kendi değerleriyle barışık kendi değerlerini bilen,
varlık sebebini bilen bir gençlik yetiştirme hedefinde olmalıyız.
Ebeveynlerin öncelikli görevi önce ahlak olmalıdır.
Gençlerimizi hayata hazırlarken İslam’ı idrak etmeleri, İslam’ı yaşamaları
öğütlenmeli
Beş vakit namazını kılacaksın, orucunu tutacaksınız, doğru yoldan
ayrılmayacaksın, ülkene, ailene faydalı olacaksın, büyüklerini sayıp,
küçüklerini seveceksin, saygıda kusur etmeyeceksin, hangi işi yapıyorsan en
iyisini yapacaksın.
Peygamberimize yeni müslüman olmuş bir
bedevi soruyor: “ya resulallah İslam nedir,Müslümanlık nedir”
Peygamberimiz cevap veriyor: “güzel ahlaktır. Bedevi bir daha soruyor gene
Peygamberimiz güzel ahlaktır diyor. Bedevi bir daha soruyor Peygamberimiz
gene cevap verir: güzel ahlaktır”
Güzel ahlak sahibi bir gençlik yetiştirmeliyiz, gençleri bekleyen
tehlikeler var; sosyal medya var, her evde her gencin elinde internet var,
hem bilgiye hemde her türlü rezilliğe ulaşmak mümkün
Bir çok değerimiz bugün uyuşturucu batağında maalesef!
Partilerin gençlik yapılanmalarının desteklenmesi icab eder, partilerde
Ahlak üzere teşkilatlarını teşekkül ettirmelidir
Gençlerimiz mutlaka okumalıdır.
Bilgi hazinedir
Önce kendini, sonra ülkesini, sonrada dünyayı okumalı gençlerimiz.
SERBESTÇE;
Bu hafta 12 Eylül haftası
12 Eylül 1980 darbesinin yıldönümü
Serbestçe bölümünde anlatmak istiyorum
12 eylül’ü anlatmadan geçmek, darbeler tarihini anlatmadan geçmek doğru
olmaz
12 Eylül askeri müdahalesi sırasında Akıncılar Derneği-Akıncı sporcuların
genel başkanlğını  yapmaktaydım.
Darbe esnasında Marmaris’te bir spor eğitim kampındaydık, Türkiye’nin
değişik yerlerinden 150 katılımcı vardı
Darbeden 2 ay sonra ben tutuklandım.
Suçlama şuydu: şeriat devleti kurmak için silahlı cemiyet oluşturmak.
Ben ve diğer üç arkadaşımız idamla yargılandık 12 Eylül’de
Ben, Ali Çelik, merhum Tevfik Rıza Çavuş, Osman Yobaş
Dönemin Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren darbenin başında, diğer Kuvvet
Komutanlarıda yanı başında.
“Bir sağdan, bir soldan asacağız” diyordu
“Asmayıp besleyecek miyiz?” diyordu
Öylede oldu, asmaya karar vermişler, yargılamalar işin bahanesi oldu
Ülkücü bir genci yaşı tutmadığı halde yaşını büyüterek idam ettiler. (
Erdal Eren, henüz 17’sine girmemişti)
50 küsür genç idam edildi
On binlerce insan askeri cezaevlerinde işkencelerden geçirildi, işkence
sırasında hayatını kaybedenler, sakat kalanlar …
Bende 40 gün Bir hücrede tutuldum
1 m2 kare var yok, zifiri karanlık, tuvalet, yatak, verirlerse yemek aynı
yerde
40 günün 12 günü yemeden içmeden geçirdim
Diyeceksiniz ki, “yemeden, içmeden insan yaşar mı?”
Evet yaşıyormuş!
1 çay bardağı su hücrenin hava deliğinden ve yalvarmalar sonunda
veriliyordu.
Ankara’da sular donmuş, asker bir buz parçasını kırıp bir bardağa koyarak
veriyor bizde onunla susuzluğumuzu ve açlığımızı gideriyorduk
Arada askerlerin kendi yemeğinden bir parça ekmeği gizliden veriyorlardı
Bir defada tatlı türü bir şeylerde verdiler
12 gün boyunca bütün beslenmemiz bundan ibaretti.
Uyku uyutmuyorlardı, yemekte yok vücudunu zayıf düşsün işkenceler sırasında
rahat konuşayım, istediklerini söyleyeyim diye her türlü yola baş
vuruyorlardı
Meşhur Tariş olayları var, 1980 öncesi Tarişte 7 işçiyi suçsuz yere
tarayarak öldürmekten  yargılanan gençte yanımdaydı.
Birlikte kaldık, kaç defa ifadeye götürdüler, ifade dediysem öyle
bildiğimiz ifade değil, adı ifade, kendisi işkence …
Böyle sorguya  5 ve 6 defa gidenlerin çoğu hayatlarını kaybettiler.
Beni bu 40 gün içerisinde 16 defa ifadeye götürdüler.
Her gittiğimde bana uyguladıkları muameleler, işkenceler sırasında Cenabı
Hakka yalvardım: “Yarabbi artık dayanamıyorum, emanetini al” diye ancak
işkence bitip tekrar hücreye götürüldüğümde, hücre içerisinde duvara
teyemmüm yaparak şükür secdesine, karşı duvara durdum
Secde yapacak bir alan, bir zemin olmadığı için karşı duvara secde ettim ve
Cenabı Hakka şükrettim.
12 Eylül darbesi yapılsın diye ihtilal Dönemin Komutanlarından Bedrettin
Demirel in açıklaması var.
“Darbeye zemin hazır hale gelsin, ortam oluşsun diye 14 ay bekledik”
Yani darbe yapmaya karar almışlar üstüne 14 ay daha beklemişler.
Binlerce genci birbirlerine kırdırdılar
Örneğin sabah bir sağ görüşlünün öldürülmesinde kullanılan tabanca öğleden
sonra solcunun öldürülmesinde kullanılıyordu
Böyle bir dönem yaşandı.
Gençleri birbirine kırdıran, vurduranlar, silahı verenler hep aynı adres
“Mamak zindanlarında bir Akıncı  tarihi notlar” kitabında konuyu uzun uzun
anlattım.
Akıncı Sporcular Derneği Genel Başkanılığı yaptığım sırada birisi geldi,
meşin ceketli meşin şapkalı, tır-kamyon şoförü edasında bir adam Genel
Başkanla görüşmek istediğini söyledi, bende “buyurun benim” dedim ve
konuştuk kendisiyle bana şöyle bir teklifte bulundu; “ben sağ görüşlü bir
insanım, ülkeye komünizm geliyor, size iki kamyon silah bağışlayacağım,
benim işim bu teker teker dağıtırım kimlere teslim edilmesi istiyorsanız
söylediğiniz herhangi bir yere bunu bırakırım siz oradan alırsınız dedi”
Bunu “niye yapıyorsunuz dedim” cevap olarak: “Ben milliyetçi vatanperver
birisiyim işim bu her hangi bir para istemiyorum ülke elden gidiyor,
komünizm geliyor onun için ülkeme hizmet ediyorum” dedi
“Bu konu çok önemli yönetimde konuyu tartışacağız ve ondan sonra size cevap
vereceğim”
dedim
Üç beş gün sonra geldi ben, tabi konuyu yönetimde falan konuşmadım, bizim
bu konudaki duruşunuz çok net idi; “asla silaha baş vurmayacağız dökülen
kardeş kanıdır, dış güçlerin ülkemizi parçalamak için kardeşi kardeşe
kırdırma oyunudur, biz oyunun bir parçası olmayacağız”
Silah getiren vatandaş dedim ki: “biz yönetimde uzun uzun tartıştık bu
konuyu ve arkadaşlarımız kabul etmiyorlar, biz ülkede olan kavganın bir
kardeş kavgası olduğuna inanıyoruz, Akıncılar olarak dolayısıyla teşekkür
ediyoruz” deyince adam arkasına bakmadan çıktı gitti
Bizim gençlik teşkilatlarımız kardeş kavgasının içine çekilmek istendi, biz
asla kavganın içinde olmadık.
Maraş olaylarının sırasında Maraş’a gittim, ne oluyor ne bitiyor diye
teşkilatta uğradım, oradaki Akıncılar’ın başkanı evininde misafir etti,
kahvelere gittik, çeşitli insanlarla konuştuk neler olup bittiğini anlamak
için.
Şu hadise çok vahimdir; yine aynı gruplar Alevilerin mahallesine gidip bir
kamyon silahla ve diyorlar ki “bütün Türkiye’de Aleviler katlediliyor
Sünniler tarafından” Sünni Mahallesi’ne yine bir kamyon silah getiriyorlar
orada dağıtıyorlar diyorlar ki; “Aleviler Türkiye’de ayaklandı Sünnileri
katlediyorlar Sürekli kardeşi, kardeşe vurdurma politikası
Maraş’ta ‘ta bir çok insan katledildi maalesef ki.
Oldu işte!
12 Eylül darbesini yapanlar aynı zamanda hazırlayanlardır.
12 Eylül yapanların yargılandığı davada ben müdahil olarak bulundum
Yanımda yaşlı bir adam vardı, ben Maraş olaylarını anlatmaya başladım nasıl
yapıldığını, nasıl tertipler içerisine girildiğini ondan sonra askeri
müdahalenin gerçekleştirdiğini anlattığımda yanımda duran beyefendi “ben
kitabınızdaki bu maraş’la ilgili bölüm alabilir miyim” dedi aldı ve dışarı
çıktı fotokopi yaptı kendi dava dilekçesine koydu.
ve bana “devam et dedi”
Sonra sohbet etmeye başladık,”ben ağır ceza reisliği yaptım, Maraş
milletvekili oldum, Maraş olaylarının olduğu sırada Bülent Ecevit Başbakan
dı ve Ecevit’e gidip  dedim ki sayın Başbakanım, “ben ailemden haber
alamıyorum”
Ecevit’in Başbakan olduğu halde ancak  3 gün sonra milletvekilinin
ailesinden haber alabiliyor, ailede herhangi bir ölüm hadisesi olmamış.
Haberleşmek bu kadar zordu
12 Eylül de başta olmak üzere darbeler tarihi çok iyi incelenmelidir.
Bütün darbelerin kökü dışarıdadır.
12 Eylül darbesi DARBELERİN ANASIDIR
12 Eylül 1980 Askeri darbesinin yapıldığında Amerika’nın başkanı Jimmy
Carter, “bizim çocuklar Türkiye’de askeri müdahale yaptılar ve başardılar”
diye açıklamada bulundu.
27 Mayıs 1960 da, 28 Şubat 1997 de, 15 temmuz 2016 hepsinin kökleri dışarda
ve ipleri Amerika da dır.
Millet olarak topyekün uyanık olmak zorundayız.
Alevisiyle, Sünnisiyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkesiyle her kesimiyle birlik
ve beraberliği nasıl temin etmemiz gerektiği konusunda çok hassas olmalı ve
birlik ve beraberliğimizi bozmadan hareket etmeliyiz.
Kardeş olduğumuzu unutmamalıyız
Aksi halde eğer birlik ve beraberliğimizi, yumuşak karnımız olarak ortaya
koyarsak buradan elbette ülke düşmanları dahili ve harici düşmanlar
girecektir
Hiç bir darbe vatan severler tarafında yapılmaz
Vatanı seven Asker cephede düşmana karşı durur, sokakta millete namlu
doğrultmaz
Bizim Ordumuz, Askerimiz ülkesini, milletini canı gibi bilir, sever ve korur
Darbecilerin tamamı satılmışlardır.
Asla kahraman ordumuza toz konsun istemeyiz
Biz millet olarak askerimize Mehmetçik deriz yani küçük Muhammed (sav)

halisözdemir mamak zindanları

Halis Özdemir;
Halis Özdemir 1957yılında Tokat’ta dünyaya geldi
ilk okulu kasabam da okudum
Tokat İmam Hatip lisesi’ni bitirdim 1975 yılında milli Türk Talebe Birliği
Başkanlığını yaptım.
Ankara da Ticaret ve Turizm işiyle iştigal oldum
Akıncı sporcular Genel başkanlığı yaptım  12 Eylül 1980 darbesin idamla
yargılandım
Hücrede işkence sırasında ısrarla sordukları soru: “biz silahlı spor yaptık
ve emri Erbakan’ın verdiğini söyleyeceksin, paraları da parti ( MSP)
veriyor” diyeceksin baskısını sürekli yaptılar.
“Erbakan ve sizler idam edileceksiniz artık konuşun”hatta ben sorgulara
götürüldüğüm sırada koluma girip (çünkü işkenceden yürüyemiyordum) beni
sorguya götürenler kulağıma şöyle fısıldıyorlardı: “burada 100’ün üzerinde
işkencede insan öldü kendine bunu yaptırtma hayatını kaybedeceksin, konuş
ve istediklerimizi söyle” diye uyarıda bulunuyorlardı.
Allah’a hamdü senalar olsun bütün işkence ve baskılara rağmen isteklerini
yapmadım. Hakk’ın izni ve emri olmadan hiç birşeyin olmayacağını, olanın
değişmeyeceğine inanan bir insan olarak kendilerine şu söyledim: “Cenabı
hak beni yanına almak istiyorsa şahadetimi-şehit olmamı istiyorsan bende,
sizlerde mani olamazsınız; Şehit olmamı istemiyor hayatta kalmamı istiyorsa
siz beni şehit edemezsiniz” diye cevaplar vermiştim
Saadet Partisin de  genel idare kurulu üyeliğine, İstanbul il müfettişliği
yaptım
Erbakan hocamla pek çok özel konuyu birlikte yaşadık, bunları şimdilik
tarihin akışına bırakıyorum  Erbakan konusunu geniş bir şekilde anlatmak
isterim çünkü son 10 yıl ittifak çalışmaları dahil, Has parti kurulması
ayrılması sürecini olmak üzere tamamının merkezinde  bulundum,
gelişmelere şahitlik ettim dolayısıyla bunları benim anlatmam da benim için
bir vebal bir sorumluluktur.
Bu konuyu ayrıca anlatacağım.
Değerli okuyucularımız şunu ifade edeyim; işte şu anda da hizmet maksatlı
Akit televizyonunda haftada bir gün Vizyon isimli bir program yapıyorum
daha önce cuma günleri yayınlanıyordu, bundan böyle pazar akşamları saat 21
de canlı yayınlanacak.
Programımızın izlemesini de öneririm, önerilerinizi beklerim.
Konu seçimini siz değerli izleyicilerden gelen konular içinden yapıyoruz
Günlük siyasi gelişmelere çok az yer vermeye çalışıyorum,önemli gelişmeler
olursa onları gündeme taşıyorum
Hizmet ve bilgi amaçlı bir program yapıyorum.
4 kızım, 1 oğlum var
Bu kadar kendimle ilgili bahsetmiş olayım
Hepinize  hayırlı günler dilerim sağlıklı afiyetle uzun ömürleriniz olsun.

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.