ON DA 10 UN KONUĞU:RECEP GARİP | İstanbulunsesi

  • DOLAR
    5,8147
    %0,44
  • EURO
    6,4658
    %0,25
  • ALTIN
    276,05
    %0,90
  • BIST
    7,7627
    %1,70
ON DA 10 UN KONUĞU : RECEP GARİP

ON DA 10 UN KONUĞU : RECEP GARİP

On da 10 köşemizin ilk konuğu Edebiyatçı ,ressam şair yazar ve siyaset insanı sayın Recep Garip,Biz sorduk Sayın Recep Garip tüm samimiyetiyle sizler için cevapladı..

KÜLTÜR; Bir milletin asırlar boyu biriktirdiği, kendi varlıklarına özgü bütün kazanımların, dil, din, edebi, tarihi, kültürel yani sözlü ve yazılı metinlerin, maddi ve manevi unsurların, zihni ve tefekküre ait müzakerelerin bütünüdür. Bireyden topluma her fiil ve eylemin içinde yer aldığı işaretlerin, gelenek ve göreneklerin, estetikten sanata, mimariden matematiğe bütün sembolleriyle varlığını ortaya koyduğu cemiyet hayatının tamamı kültürdür. Bu bize milletin, devletin, toplumun şahsiyetini, karakterini, yaşantısını, siyasal, sosyal ve ekonomik yapısını da haber verir.

Kültür, benlikten devlete açılan bütün kapıların anahtarlarıdır.

İbn-i Haldun, beş yüz yıl önce şöyle ifade ediyor; “Mağluplar, galiplerin âdet ve müesseselerini taklit eder.” Bir milletin millet olma hakkı, o milletin büyük kültür sofrasıyla yani medeniyet birikimiyle oluşur.

Kültürel zenginliğe ulaşmayan genç, içinde bulunduğu iklimde barınamaz. Gencin aradığı husus, ruhunun ve gönlünün aydınlanması, doyurulmasıdır. Ruhu ve gönlü doldurmak, bir yanıyla muhabbet, diğer yanıyla düşüncenin etrafında hâllenmektir. Yani düşünce ikliminden beslenerek gelecek kuşaklar için yeni eserler ortaya koyma çabasıdır. Kültürel birikime sahip olan insan, yöresindeki topluluğa hem önderlik yapar hem de onların problemlerini çözer, dertlerini giderir ve acılarını dindirir.

SANAT; Allah’tan insana ve insandan insana doğru bir düşünce atmosferi oluşturmaktır sanat. İnsanda yaratma sıfatını kavratır. Sanatla var edilen nesnenin yine sanat olarak topluma farklı kazanımlarla, duygularla, hislerle ve yorumlarla yeni şeyler söylemenin teşvikçisi olur. Böyle bir alanda estetik dokunuşlarla, estetik söylemlerle ve estetik duyuşlarla insandan insana ve insandan yaratıcıya doğru bir yol alış denemeleri sürdürülür.

Sanat, özerklik istediği kadar da özgürlük ister.  Gelişmesi, geliştirmesi özgürlüğüne bağlıdır. Engelleri olan, duvarları olan sanat ya büyümez ya da farklı alanları belirleyerek yeni yollar bulur. Her halükarda sanatçı yaşadığımız bütün ortamlardan beslenerek sanatını icra eder. O nedenle biz bilsek de bilmesek de, görsek de görmesek de bir şekliyle sanat yeryüzünde varlığını sürdürürken sanatçı da her şeye rağmen kozasını yırtarak varlığından yeryüzünü haberdar edecektir.

Sanatın ve sanatçının özü ve kimliği, sulandığı kaynakla ilgilidir. Toplumları toplum yapan unsurlar, elbette ki inançlar, gelenekler, giyim ve kuşamlar, musiki ve güzel sanatlardır. Uygarlıkları şekillendiren ustalar, elbette ki yazarlardır, sanatkârlardır, şairlerdir. Soyut resim sanatı, İslam düşüncesine uyumlu olan sanattır.

Çağdaş sanat alanında var olan plastik sanatlar, insana ufuk açmayı sürdürüyor. Düşündürücü sanat, konuları olan sanattır. Resmin soyut boyutuyla renkler içerisindeki dünyalara dalarak, bir gökkuşağı betimlemesine ulaşmak ve oradan farklı algılarla, farklı duyuşlarla ve farklı dokunuşlar yakalayarak eseri izleyiciye sunmak ressamın da istediğidir.

EDEBİYAT; Edebiyat, edeple söz söyleme sanatıdır. Kelimeler dünyasından ödünç aldığı her bir kelimeye, farklı anlamlar yükleyerek onları zenginleştirme uğraşıdır bir bakıma. Edebiyat, medeniyetten beslenir. Medeniyetten beslenmeyen edebiyat ise kalıcı olamaz.

İbni Haldun“Suyun suya benzediği kadar geçmiş geleceğe benzer”  diyor.

“Duymak, düşünmek, zengin bir hayal gücüne sahip olmak, şüphesiz, mühim bir şeydir. Sanatkâr, dünyayı başkalarından farklı gören insandır. Fakat duygularını dile getiremeyen bir kimseye de sanatkâr denilmez” diyor Mehmet KaplanKültürveDil’ adlı kitabında. Yine aynı eserde, “Edebiyat dile dayanır. Bir şiirde, hikâyede, romanda, tiyatroda, bize heyecan veren o derin ve ulvi hisler, kafamızın içinde bir dünya yaratan hayaller ve tasvirler, varlıklarını ve tesirlerini kelimelere borçludurlar. Musikide ses, resimde boya, mimaride taş ne ise edebiyatta da kelime odur” diyerek dilin önemini vurguluyor.

Şiir, kırkikindi güneşinde yıkanarak, arınarak eşsiz vakitlere ulaşma çabasıdır. Belki de yağmur yüklü bulutlardan, gök tarlalarına ulaşarak, soylu sözcükler defterinden, soy ağacından ilham alma işidir. Şiir, çocuğun dili, masumiyetin gölgesi, hünkârın kılıcıdır. Sanat ve edebiyat, toplumun ana merkezini oluşturur. Bu nedenle sanata, edebiyata ayrılan zamanlar ve bütçeler, bugünkünden en az bin misli daha fazla olmalıdır. Kültüre ve sanata değer vermek demek, insana değer vermek demektir. İnsana değer vermek isteniyorsa, mutlaka sanata, sanatçıya, edebiyata ve edebiyatçıya büyük yatırımlar yapılmalıdır.

Şiir, akan bir ırmağa benzer. Şiir edebiyatın, sanatın, siyasetin de önderidir. En üstte duran sanat, şiirdir. Sözün kalbidir şiir. Gönül sevince, engeller ortadan kalkar. Kalp sevince engelleri yok keder. Akıl idrak edince, sonsuzluk yolculuğu başlar. Düşüncenin, felsefenin, fikrini, zikrin açılımları yaratılış sırlarının keşfine götürür. Şiir bir sanattır.

Klasik Türk Şiirini iyi anlamak, geçmiş ile gelecek arasındaki boşlukları yok etmek, kendi otantik ve orijinal yaşam zincirimizi devam ettirmek açısından bir mecburiyettir.

Şairler, edebiyatçılar söz ustalarıdır. Söz özden gelir. Özümüz de sözümüzdür. Şiirin hikmet olarak bilinmesinin nedeni de budur. Özlü, içli, inançlı dahası inanarak söz söylemektir şiir.

Şiir, akan bir ırmağa benzer. Şiir edebiyatın, sanatın, siyasetin de önderidir. En üstte duran sanat, şiirdir. Sözün kalbidir şiir. Gönül sevince, engeller ortadan kalkar. Kalp sevince engelleri yo keder. Akıl idrak edince, sonsuzluk yolculuğu başlar. Düşüncenin, felsefenin, fikrini, zikrin açılımları yaratılış sırlarının keşfine götürür. Şiir bir sanattır. Sanat ise, Hasan Nail Canat’a göre “Gülü incitmedim gül yaprağına şiir yazmaktır.” Rahmetli Hasan Nail Canat romanlarının gençlik tarafından okunmasında büyük yararlar görmekteyim.

Yerli kalmak, kendi özünde kalmaktır. Kendi toprağında kalmaktır. Kendi toprağının şairlerini, edebiyatçılarını bilmektir. Şiir çınara benzer. Toprağın derinlerine kök salar. Hem yerin altında güçlü, hem de yerin üstünde ihtişamlıdır. Çınara benzer şairler, sanatkârlar ve edebiyatçılar. Güneşin aydınlatıcı ışığıdır onlar.

Sezai Karakoç Necip Fazıl’ın Çile’si için; “Şiir, ilkin sükûnetli bir yaz akşamı gibi başlıyor, sonra bir denizin dalgaları gibi içten içe girdaplaşıyor. İlkin bütün hayat yoğunluğunu toplayan anlar canlandırılıyor, sonra eşyanın derinliği, sesin ötesi aranıyor. Ruhun ışıklı bölgelerine iniliyor. Yavaş yavaş ölü, öldükten sonra dirilme, şiiri dört bir yandan sarıyor. Ölü, yaşayanı içinden aydınlatıyor. Zaman sürekli bir ıstırabın şuurudur. “Tende uçsuz yatan bir bıçak”tır..bu sonsuz neşe ile büyük acı, en büyük kaynaşma haline Çile’de ulaşıyor” diye yazıyor.

Dün ile barışık olmak, bugünün öznesi olmak demektir..

Sanat ve edebiyat bir ruh, fikir ve beden ilmidir. O nedenle toplumsal önem taşır. Şiir, toplumu ruh inceliğine, hassaslığına, erdemliliğine yöneltir. Şiirin besleyici yanı farkında olmadan okuyucuyu ahlakın kurallarıyla tanıştırmasıdır. Şiir sonsuzluk iklimlerinden aldığı besini sonlu olarak dağıtarak sonsuz bir aşkın varlığını haber verir.

RESİM; Resim, iç aynada gördüklerini, insanlara, toplumlara gösterme çabasıdır. Burada keşif, bireyin kendisini keşfiyle, zahirdekilerden geçerek asıl sanata, sanatkâra yükselme çabasıdır.

İnsan da tıpkı bir tohum gibidir. Olgunlaşır ve toprağa düşer. Resim, büyük sanatkârı bulma çabasıdır. Bütün sanatlar, estetik buluşlar, doğanın her türlü sundukları, tamamıyla ressamın hayal dünyasındaki kazanda kaynatarak elde etmesi için birer malzemedir. Şiir, musiki, resim, mimari her birisi doğanın sunumlarıyla zenginleşir. Var edilmiş-yaratılmış ne varsa hepsinin sanatkârın eserini ortaya koymasına fırsatlar sunar.

Mevsimler geçer, yağmurlar yağar, güneşler doğar ve topraktaki bütün bitkiler hayat kazanır. Kuşlar çoğalır. Ağaçlar çiçeklere durur. Sonra yeryüzünün cennet görüntüsü insanlara romantik duyuşları çağırır. Çiçekler birer sevgili olur. Gül bir sevgilidir… Bu insanın doğada bulunan her şeye yüklediği bir anlamdır. Asıl hedefse kendi özünde bulunan ilahî sırra ulaşma gayretidir. Bu gayretteki en etkili yol sanattan geçer.

SEBİLÜRREŞAD;Sebilürreşad, Ümmetin sesidir. Kültürün, sanatın, şiirin, düşüncenin, felsefenin, medeniyetin ses bayrağıdır.

İnsanı ilgilendiren bütün alanlarda, endişelerini, teşhislerini, tedavilerini gösteren iman etmenin sorumluluğunu zerre zerre hisseden ulvi bir yapıdır. Etten, kemikten, ruhtan, gönülden, eşyadan, düşünceye dönüşen inancın ve imanın kardeşlik akdidir Sebilürreşad.

Bugün tam 111 yıl önce 1908 yılında Sıratımüstakim ardından Sebilürreşad mecmuaları ile Ümmetin birlik ve beraberliğini, İttihad-ı İslam’ı sağlama adına yayınlanmış olan mecmuanın, hareketin, düşüncenin, mücadelenin, kavganın, duruşun, temsilin, tesanütü, tefekkürün yıl dönümüdür.

Biatımızın, terütaze bir anlayışla sürdüğünü, Rabbimize iltica ederek Kuran ve Sünnet yolunda azmimizi yeniden kuşandığımızı, yeryüzü mazlumlarının özgürlüğünü, Türkistan’ın, Filistin’in, Afrika’nın özgürlüğü olarak gördüğümüzü ifade etmiş olalım. Biliyoruz ki vakit dar, işimiz çetin ve zordur. Lâkin İman sahipleri, şehadeti göze alarak yeryüzünün yeniden dirilişi için mücahede etmeyi görev bilmişlerdir.

Sebilürreşad heyetimiz,  kadim emanetin, bilincinde ve şuurundadır. Gençliğin, geleceğin, devletin, milletin ve ümmetin derdini dert, sevincini sevinç olarak görmektedir. Büyük Coğrafya şuurumuz, tarih şuurumuzla emanetin ağırlığını hissettirmektedir.

111 Yıl evvel Mehmet Akif ve arkadaşları hangi ihtiyacın-derdin içindeyseler, bugün de Ümmeti Muhammet aynı acılar, sancılar, endişeler, uğraşlar, ümitler içindedir. Bunu vazgeçilmez inanç, kültür ve medeniyet kavgası olarak görmekteyiz. Bunu, Büyük Cihan Devleti Türkiye olma yolunda tefekkür, tezekkür ve inşa hareketi olarak görmekteyiz. Bunu yenden dirilişin,  asaletin, aşkın anlayışların kavrayışı olarak görmekteyiz.

111 yıl evvel tohumları atılan ve bütün bir yeryüzünü kucaklama gayreti içinde olan Sebilürreşad’la yeniden, her ana, her güne, her insana, her sabaha, her adıma, her uğraşa, her eyleme, her bakışa, her tebessüme, her nefese merhaba diyoruz.

SİYASETİnsan yönetme sanatı diye tarif ediliyor. İdare etme, işleri yoluna koyma, adaleti sağlama, toplumun refah düzeyini artırma gibi anlamlarla sürdürülebilir. İnsan, toplum, devlet hayatının bütünü siyasetin şemsiyesi altında şekil buluyor. Bunu böyle kabul ettiğinizde siyasetin dışında bir yaşantının olmadığını da kabul etmiş olursunuz. Meseleye bu açıdan bakmış olsam da, gençliğin doğru, planlı bir eğitim ve öğretimi asla ihmal edilemez. Aslolan dünya çapında ilim, bilgi, sanat, teknik alanlarında yetişmesi gereken gençliği meydanlara dökerseniz, siyasetin tuzağına mahkûm ederseniz toplumun geleceğini tehlikeye sokmuş olursunuz.

Siyasetten amaç; Toplum, devlet, yasa, düzen, hak, adalet, refah, özgür­lük, ekonomik bağımsızlık, eğitim ve kültürde evrensel güce ulaşma gibi unsurların belirginleşmesini sağlamaktır.

Gençliğin tam yetişmesi gereken zamanlarda, siyasetin cezbedici yönüyle tanışması, ilimsiz, irfansız, bilgisiz, kültürsüz bir gençliğin oluşma endişesi unutulmamalıdır. Planlama ona göre yapılmalıdır.

AİLE; Devletin temel taşı ailedir. Bireyden kolektif ruha yükselme seansıdır. Anne, baba ve evlatların biribirlerini et ve kemik gibi yekvücut bilmeleridir. Aile kurumu, sevginin, saygının, muhabbetin beslendiği, toplumun dinamikleşmesinde bireylerin özgün ve özgürlüğünü devletin varlığı olarak gördükleri bir teşekküldür. Milli hâkimiyetin, düşüncenin, inancın, kültürün sağlıklı olarak işlemesini sağlar aile. Türk aile kurumu, Kuran ve sünnet çerçevesinde hayata hükmeder. Allah ve Resul ölçüsünün dışındaki her hal ve durumu reddederek tarihteki değerinden asla taviz vermez. Türk ailesi, dinine, imanına, köklerine bağlıdır. Geleneklerine, göreneklerine bağlıdır. Buna karşı yapılan her eylemin karşısındadır. Aile, devletin temel direğidir.Nesillerini ihmal edenler geleceklerini kaybederler.

GENÇLİK;Genç, toplumun gerçeği olmakla kalmaz, hayatın, geleceğin, toplumun umududur.  Umudu büyütmek için gençliği önemsemek, gençlik üzerinde yatırımlar yapmak ve onların gelecekteki, hayallerine zemin hazırlamak biz büyüklerin işidir. Bu nedenledir ki düşünce, fikir hareketlilikleri gençlikte oluşur. Sanat, edebiyat, şiir, sinema, tiyatro, müzik gibi alanlar gencin en çok ilgi alanlarıdır. Kitabın gençle olan ünsiyeti, şiirle ve aşkla olan ünsiyetiyle, spor ve müzikle olan ünsiyetiyle eş değer olmalıdır. Bu dengeyi oturtamaz isek gencimizi ihmal etmiş dolayısıyla geleceğimizi zayi etmiş oluruz.

Gencin gözüyle hayata bakmak, onun talepleri doğrultusunda hayatı, geleceği, kültürel birikimimizi, tarihi sorumluluğumuzu ve dini kaygılarımızı planlamak mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde dil uyuşmazlığından, kuşak çatışmasından, zemin kaymasından bahsetmenin ötesine geçemeyiz.

Ali Fuat Başgil rahmetlinin “Gençlerle Başabaşa” isimli eserini gençliğin el kitabı olarak okutulması gerektiğini ifade ederken “Annem Kaşıkta babam Beşikte Sır Mektupları” isimli eserlerimin de böyle bir niyetle kaleme alındığını yeri gelmişken ifade etmiş olayım.

SERBESTÇE; Kitap, yolculara azık, susuzlara su, karanlığa aydınlık, cehalete bilgi, hayata ölçü, ebed yurduna-ahirete iman, Allah ve Resul bilgisiyle mücehhez olmayı sağlar. Adaletin, ahlakın, ölçünün, usulün, edebin, sedanın, bakışın, dokunuşun da anahtarıdır kitap.

Şehirli olmanın bir başka kuralı; kitaplı, mektepli, tahsilli olmaktır. Okuyor, yazıyor olmak yetmez. Okuyup yazmak, öğrendiklerini uygulamayı, bir bilinci çevredekilere taşımayı zorunlu kılar. Değilse bilenlerle bilmeyenlerin farkı nasıl ayırt edilir?

Toprağa sahip çıkmanın adı, toprağın sahibi olduğunu bilmektir.

Kitabın yeniden dost olduğu, yazının yeniden anlam kazandığı, kâğıdın yeniden eski kıymet ve değerini bulduğu bir anlayış geliştirmeliyiz.

Kitap en iyi dosttur.” denilir. Kitapla dostluk kurulabilen ömür, en bereketli ömürdür. Kitapla tanışma zamanı bir aşka başlama zamanıdır.

Emek, alın teri demektir. Toprağı işleyen, fabrikaları kuran, çalıştıran, basmaları üreten, yediğimiz, içtiğimiz her şeyi bizlere sunan kim? Ya da sobalarımızdaki odunu, kömürü hazırlayan, buğdayı ekmeğe çeviren, sebzeleri, meyveleri pazara getiren kim? Bütün bunlar işçinin nasırlı elleriyle hazırlanarak hizmete sunulmuyor mu?

Biraz özgün kitaplar üzerinde durmak icap eder;

Sezai Karakoç Üstadımızın eserlerini fasılasız- her bir kitabını -en az üçer, beşer kez- okumakta yarar görmekteyim. Hemen ardından; Cemil Meriç Üstadımızın eserlerini de bu minvalde okumakta yarar vardır. Böylesi okumalar insanı çoğaltan büyüten okumalardır. İdraki açılıyor insanın.

Sonra İsmet özel, cins bir beyindir ve dikkatle okunulmasında yarar görürüm.

Elbette ki Mehmet Akif’ten “Safahat” okumalarını, Necip Fazıl’dan “Çöle İnen Nur, İslam Atlası, Bir Adam Yaratmak, Reis Bey” gibi eserlerin okunması, üzerinde mütalaalarda bulunulması büyük faydalar sağlayacaktır. Bu arada özellikle İlmihal bilgilerimizi tazelemek, unuttuklarımızı hatırlamak, bilmediklerimizi öğrenmek önemlidir. Ömer Nasuhi Bilmen rahmetlinin “Büyük İslam İlmihali” ömrümüzce aralıklarla okumalıyız derim. Yine Kuran mealini baştan sona değin okumalı. Bir meal-tefsir kitabı okumakta yarar vardır. Hadis külliyatımızdan Diyanet Yayınlarını tercih etmeli, Riyazussalihyn, Buhari, Tirmizi gibi eserler elimizin altında bulunmalı. Buradan konular belirleyerek okunmalıdır.

Ayrıca, Tarık Buğra, Kemal Tahir, Oğuz Atay, Peyamı Safa, Turgut Uyar, Salah Birsel vs okunmalıdır. Ahmet Hamdi Tanpınar okunmadan olmaz ki..

Sonra, SEBİLÜRREŞAD mecmuası tarihi bir vecibedir-görevdir okumam için. Bundan kimse sıyrılamaz, kaçamaz, mazeret üretemez. Tarih SEBİLÜRREŞAD’I her birimize birer emanet olarak yüklemiştir.

Eh söylemesem olmaz, söylesek riyakârlık etmiş olurum, yine de söylemeliyim ki en azından bize ait olan son yayınlanan eserlerin mutlaka okunmasında da ayrıca yararlar görmekteyim;

Yedi Bilge-Yedi Güzel Adam, Sır Mektupları, Annem Kaşıkta Babam Beşikte, Günlerin İzi, Edebiyat ve Medeniyet, Şiir ve Medeniyet, Şehir ve Medeniyet, Herkes İçindeki Dünya Kadardır…”

Serbest kürsüden ancak bu kadarla yetinmiş olalım.

RECEP GARİP; Güne erken uyanır, sabah namazını kılar, gece kitap okumalarını, yazması gereken notları ihmal etmeyip yazar. Bir arada üç beş kitabı birlikte müzakere ederek okur. Fırsat bulunca çok konuştuğunun farkındadır. Lakin boş konuştuğunu düşünmez. Bu durumun makbul bir durum olmadığını bilir; “ya hayır şöyle ya da sus” emrine karşı kendini iç mahkûmiyete bırakır.

Kızgın sirkenin küpüne zarar verdiğini bilse de kızgın demire benzeyen yönleri hala mevcuttur. (İtiraf Defterinden)

Pazar alış-verişi mecburen omuzundadır. Emaneti bilir. İhaneti sevmez. Adalet için canını verir.

Mücadelecidir. İnandıklarından, savunduklarından, ömrünü adadığı idealistlikten asla vaz geçmez. Lise ve üniversite yıllarında Akıncı Gençlik içinde aksiyonerdir.

Her Türk evladı gibi, kahvaltı vaz geçilmezidir. Özellikle eski kaşar ile Toros Dağlarının Yörüklerinin yaptığı Tulum peyniri ile tereyağı tercihi olup, eti, kebabı sever. Ayran, Şalgam, Aşlama (Meyan kökü) içer. Demli çaydan vaz geçmez. Akdeniz evladı olarak içli köfte ve sıkmadan vaz geçmez. Topalak ve Yüksük çorbası (şimdilerde mantı diyelim) Annesinden kalan damak tadıdır. Mayalı ekmek gibi hayatın doğal yapısını, dağları, yalnızlığı çok sever. Bir türlü eline geçmez…

Daha çok okuyarak, konferanslara giderek, yazılar yazarak bir de SEBİLÜRREŞAD mecmuasına zaman ayırarak vaktini geçirir. Gezmeyi, dinlenmeyi, denizi, yaylayı sevse de bu yaşına kadar bu konuda başarısızlığına ödül verilebilir.

İyi denebilecek bir eş, iyi bir baba, vaz geçilmez bir dededir. Üç kız bir oğul sahibidir. Üç tane torunu nedeniyle dedelik onu aksakal olmaya taşımıştır.

Çocukları çok sever, henüz bekâr olduğu dönemlerde bütün dünyanın çocuklarını sevdiği için onlara şiirler bile yazmıştır. Çocuklarım ömrümdür benim der. Torunlarıyla oynarken yaşını unutacak kadar kendini kaptırır. Onlara şiirler yazıp, ezberletir, türkü olarak besteleyip söyletir.

Mutluluk; Kudüs’ü, Türkistan’ı özgür görmektir. Dünya Müslümanlarının birliği en büyük sevinci ve özlemidir.

Yeryüzünde hakkı üstün tutmak en büyük ödevidir.

En iyi dostlarım kitaplardır çünkü kitaplar ihanet etmez.

Samimi ve içten sohbeti için Sayın Recep Garip Beyefendiye Teşekkürler İstanbulunsesi.net

 

Recep Garip Kimdir 


Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
İSTANBULUNSESİ.NET

FREE
VIEW