O Halife Fettullah Gülen mi olacaktı? | | İstanbulunSesi

  • DOLAR
    6,1471
    %0,05
  • EURO
    6,6895
    %0,04
  • ALTIN
    325,55
    %1,11
  • BIST
    7,9852
    %-0,03
O Halife Fettullah Gülen mi olacaktı?

O Halife Fettullah Gülen mi olacaktı?


Usta kalem Halis Özdemir bey, 16 Ocak Perşembe günü sitemizdeki köşesinde “119. İslam halifesi kim olacak” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Makale çeşitli sosyal çevrelerin ilgisini çekti ve karşılık buldu.

Öncelikle makaleye katıldığımı belirteyim.

Eğer hilafet makamı yeniden ihdas edilecekse, (bana görede edilmeli) mutlaka Türkiye’nin inisifiyatında uhdesinde ve yetkisinde olmalı.

TBMM uhdesinde mündemiç olan hilafet makamı mutlaka siyasi makam olarak gündeme alınmalı, konuşulmalı, tartışılmalı vede gereği yerine getirilmeli.

Burada siyasi çıkar ya da karşıtlık düşünülmemeli

Her kesime işin aslı anlatılarak ve konsensüs sağlamalı.

Stratejik öneme haiz bir durum.

Bir gün bir İslam ülkesi çıkıp “Ben hilafet ilan ettim” demeden siyasi makam olarak düştüğü yerden kaldırılmalı.

Hemen zihinler terse çalışmasın, saltanat, şeriat vs. gibi yaklaşımlardan uzak olarak akl-ı selimi öncelenerek konu gündeme alınır ve rasyonalite hakim kılınırsa, şimdi belli bir kesimin tarafı gibi görülen hilafet, toplumun bütün katmanlarınında sahip çıkacağı, destek vereceği bir hâle bürünmesi mümkündür.

Biz bu konuya kafa yormazsak, bilinmeli ki hilafet makamı müslüman, gayrimüslim bir çok tarafın iştahını kabartmaktadır.

Helede müslüman coğrafyasının içine düştüğü, buhranlar yaşadığı günümüzde.

Atatürk isteseydi hilafet makamını top yekün ortadan kaldırabilirdi.

Meclisin yetkisine devredilmesinin bir takım ileriye yönelik hesaplar yapıldığının açık ispatı değil midir?

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Arap Ligi ve çeşitli isimlerlerden oluşan Arap birlikteliklerinin hiçbir yaptırımının olmadığı ve bağımsız kararlar alamadığıda ortada.

Birleşmiş Milletler (BM) daimi temsilcileri içinde bir tane İslam ülkesi yok.

Batı’daki bu örgütler tamamen batının çıkar çarkını daha rahat döndürmek, bir takım zalimce işlere, sömürüye resmiyet kazandırmak için kurulmuş örgütlerdir.

Müslüman lehine, mazlum yararına bir tane örnekleri yoktur.

Eyyamcılıktan öte.

Yaklaşık 2 milyarlık İslam nüfusu batı için hiçbir anlam ifade etmiyor.

İslam olan haritanın her yerinden oluk oluk müslüman, mazlum kanı akıyor.

Türkiye ve bir kaç insaf ehli ülke dışında umursayan da yok.

Adeta kör ve sağır olmuşlar.

Hilafet demek; dünyanın 5’ten büyük olduğunun ilgası olacaktır.

Mazlumlar adına yapılacak çalışmalar manzumesinin de ihyası olur.

Halis Özdemir beyinde yazdığı gibi konu çok önemli ve uzmanlar tarafından enine boyuna tartışılmalı ve sabah erken kalkanların “ben hilafet ilan ettim” denilmesinin önüne geçilmeli.

Hilafet konusuna ünlü tarihçi Murat Bardakçı hocada zaman zaman hak veren çıkışlar yapmıştır.

Yürürlükte olmamasının yanlışlığına işaret etmiştir.

Yine merhum tarihçi yazar Aytunç Aytındal’ın da konunun destekçisi olmuştur.

Altı çizilecek ve dikkatle incelenmesi gereken bir konuda İngilizlerin vakti zamanında hilafete talip olmalarıdır.

28 Şubat 1997 yılındaki darbenin ensede boza pişirdiği dönemlerde söylemde ve eylemde meşhur olan söyledikleri her şeyi tek tek hayata geçiren ABD’deki fikir enstitülerin birisi kapalı oturumda şöyle bir söylemde bulunmuştu: “Türkiye de hilafet ilan edilebilir hiçbir mahsuru yoktur. Ama halifeyi biz tayin ederiz.

Kara propaganda ve sürek avının zirve yaptığı ülkemizde o dönemde bu söylem arada kaynadı gitti.

Abdullah Öcalan (PKK) Türkiye’ye karga tulumba teslim edildi.

Akabinde Fetullah Gülen ABD’ye gitti ve yerleşti. (Götürüldü, yerleştirildi)

Birisi teslim edilirken, diğeri misafir edildi.

Çözüm sürecinde Abdullah Öcalan’ın bir cümlesi var: “Beni teslim edenler, Fettullah Gülen’i teslim aldılar.”

Çözüm sürecinin karmaşa ortamında bu önemli cümlede güme gitti.

Fettullah Gülen (FETÖ) hoca göründüğü günlerde bir cümlede o sarf etti; “Sen Türkiye’ye Cumhurbaşkanı mı olacaksın” diyenlere cevaben: “ Benim için Türkiye’ye Cumhurbaşkanı olacak beklentisi, benim bin basamak geriye inmem demektir.” dedi.

Yani Cumhurbaşkanılığı da nedir, ben daha üst makamdayım demek istedi.

Altı kalın çizilecek olan bu söylemde kaynadı gitti.

Birleştirelim; kendini kainat imamı ilan eden Fettullah Gülen’in Cumhurbaşkanı’ndan bin basamak yukarıdayım kastından İslam Halifeliği çıkıyor.

Kainat imamı eşittir Halife mi?

Halife’yi biz tayin ederiz” diyen ABD’nin adayı Fettullah Gülen miydi?

Bu görüşler benim, siz fantazi deyin.

Aklınızın bir köşesinde de dursun.

Daha öncede dar kapsamda dillendirmiştim ve dedim ki; Fettullah Gülen bir gün Türkiye’ye dönecek, Ankara’da milyonlar karışlayacak ve halifeliğini ABD’nin de desteği ile ilan edecek, kimseninden de aksi bir sözü olamayacak.

Neyse ki 15 Temmuz ellerini, ayaklarına doladı, oyunlarını bozdu.

Hiçbir makam boş kalmaz, bırakılmaz.

Özelliklede Batı her makamı kendi menfaatleri ile doldurmaya meraklıdır.

Vatikan neden varlığını sürdürüyor, hangi sebeple en yüksek makam?

Niçin dünyanın her ülkesine açık/gizli kardinal atıyor, temsil ediliyor?

Saygılarımla.

Not: Sayın Halis Özdemir’in yazısını bir kez daha okunmanızı öneriyorum.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar