Dolar 8,8689
Euro 10,4740
Altın 499,21
BİST 1.385
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Az Bulutlu
İstanbul
26°C
Az Bulutlu
Pts 25°C
Sal 24°C
Çar 23°C
Per 19°C

Köprü ve otoyollar pahalı değil mi?

Köprü ve otoyollar pahalı değil mi?
A+
A-
23.06.2021
ABONE OL

– KÖPRÜ VE OTOYOLLAR PAHALI DEĞİL Mİ?

– KÖPRÜ VE OTOYOLLARIN BEDEVA,

HASTANELERİN ÜCRETLİ OLMASINI İSTER MİSİN?

– Köprü ve otoyollar pahalı değil mi?

– Evet, pahalı!

– Peki, niye yazılarında savunup duruyorsun?

– Şundan dolayı savunuyorum ama önce sorunu bir düzelteyim.

Ben köprü ve otoyolların pahalılığını değil, yatırım ve hizmetlerin devamını savunuyorum.

Bu yolları kullanan birisi olarak ucuz hatta mümkünse bedava olmasını istemez miyim?

Ancak

Yatırım ve hizmetlerin devamı için bazı külfetlere katlanmak zorundayız.

Şimdi gelelim sorunuzun cevabına:

Üç sebepten dolayı bu yatırımların devam etmesi için bazı zorluklara katlanmamız gerektiğini savunuyorum.

Birincisi

Arızalı bir Türkiye’den geldiğimiz için yapılan her yatırım beni heyecanlandırıyor ve eski Türkiye’nin içimizde bıraktığı derin acının dinmesini sağlıyor.

İki

Köprü ve yollardan alınan ücretin başka alanlarda yine bizim için kullanıldığını

Binaenaleyh, havaya savrulup boşa gitmediğini bildiğim için

Üç

Onurumuz, şerefimiz ve geleceğimiz için

Savunuyorum.

“ARIZALI TÜRKİYE”

– “Arızalı Türkiye”  derken neyi kastediyorsunuz?

– Çocukluk ve gençliğimizi yaşadığımız bu güzel ülkemizde, uzandığımız her şey elimizde kalıyordu.

Yollar bozuk

Kanalizasyonlar bozuk, su boruları bozuk

Hastaneler perişan

Adliye koridorları in gibiydi…

Ne okullar doğru dürüst okul (Ortaokulu yağmur yağdığında defter ve kitaplarımızın üzerine şıp şıp su damlayan öğrenci yurdundan bozma bir yerde okuduk.

Bu Mardin’in merkezi böyle… Bir de köy ve kasabaların ne halde olduğunu düşün!) ne sıralar sıra ne kara tahta doğru dürüst bir kara tahta idi.

Karakollar da aynı şekilde.

Yağmur yağdığında ortalıkta birkaç tane su kovası olurdu.  

Eski Türkiye’de

Hasta olmak adeta suçtu.

Hastane kapılarında hasta yakınlarının çektiği çile hastanın çektiği acıdan az değildi.

ANKARA-İSTANBUL KARAYOLU

İZMİT- YALOVA-BURSA

Yollar dar, bozuk perişan haldeydi.

Öyle ki,

Ülkemizin en büyük şehri İstanbul ile başkent Ankara arasındaki yol bile çift şeritli bir yol idi. Otoyolu falan biz rahmetli Özal zamanında gördük.

O İki gidiş iki gelişli yolu da şimdiki duble yollar gibi düşünme! Şimdiki duble yolların neredeyse otoyoldan farkı yok.

O zamanlar

Bolu dağına yaklaştın mı kamyon trafiği arkasındaki kuyruk Kaynaşlı’ya kadar uzanır arkasından “ya sabır!” çekerdik.

Aş aşabilirsen Bolu dağını…

O yıllardaki hükümetler

Bolu dağına kepçeyi dayayıp bir şerit daha açmaktan bile acizdiler. Yıllarca Bolu dağındaki o çileyi tüm Türkiye olarak çektik.

Nihayet

Erbakan Hocanın kısa süreli iktidarı döneminde bir-iki şerit eklendi de şoförler rahat bir nefes aldı.

Aynı çile

Türkiye’nin sanayi bölgesi olan Marmara bölgesinde de on yıllar boyunca yaşandı.

İzmit-Yalova-Bursa yolu tek şeritli gidiş gelişli bir yoldu.

Evet, tek şerit!..

İzmit körfezini dolaşarak geçmek tam bir kâbustu.

Önünüze düşen kamyonu sollamak için ne stresler çekildi ne kazalar yaşandı o yolda bir bilsen.. ama hepsi unutuldu.

Şimdi

Klavye kahramanları 2 dakikada geçilen Osmangazi Köprüsü’ne laf yetiştirmeye çalışıyor. (Bu arada o yol da bu hükumet döneminde duble yol oldu)

İDO

Arabalı vapurlar çıktığında sevinmiştik. Yarım saate geçer bir saat de kuyrukta bekleriz iyi…

Ama bilhassa tatil günlerinde arabalı vapurlar öyle bir yoğun oluyordu ki… Kuyruk Derince ’ye kadar uzanıyordu.

O kalabalığı görünce

Naçar

Daha yokuşun başında direksiyonu kırıp İzmit üzerinden Yalova- Bursa istikametine gitmek zorunda kalıyorduk.

Ve yine kamyonları sollama çilesi, yine stres…

Türkiye’nin

Kalkınmış, sanayi ve ticaret bölgesi Marmara’yı dolaşan yolun hali buydu!

Varın artık gerisini siz tahmin edin.

Şimdi ise Anadolu’nun en ücra köşelerine bile duble yollarla gidiliyor.

Geçilmez dağlardan tünellerle geçiliyor.

Derin vadiler üzerine kurulan viyadükler yollara bağlanarak destanlar yazılıyor.

Ama kadir kıymet bilmeyenler

Hala

Köprü ve otoyollar pahalı diyor.

ŞEHİR HASTANELERİ

OKULLAR

VE

DERS KİTAPLARI

Şehir hastanelerini geçen yazımda anlattım. Tek kelime ile beş yıldızlı otel konforunda diyeyim yeterlidir. Merak edenler bundan önceki yazımdan okuyabilirler.

Okullar ise söylemeye gerek yok.

Hepimizin bir yakını bir şekilde okula gidiyor.

Nasıl okullar yapıldığını görüyoruz.

Ben işin en önemsiz tarafına dokunacağım

Ki,

Geldiğimiz nokta anlaşılsın

DERS KİTABI TEMİNİNDE

YAŞADIĞIMIZ SIKINTI

90’lı yılların başıydı.

Çocuklarımı kayıt yaptırmak için okula gittiğimde

Velilerin

Okul bodrumunda uzun bir kuyruk oluşturduğunu görerek ben de sıraya girdim.

Biraz sonra farelerin ortalıkta cirit attığını.. fareleri gören çocukların annelerine sıkıca sarılması vs. heyecanı içinde kayıt işlemlerini kazasız belasız atlattık.

MASA ÜSTÜNDEKİ KİTAPLAR

Kayıt işleminden sonraki günlerde

Çocukların eline alınacak kitap listesini tutuşturdular.

Tamam! Alacağız ama kitaplar piyasada bulunmuyor

Veya

Bir kısmı bulunuyor.

Kitapları nereden temin edeceğiz?

Milli Eğitim Müdürlüğü kitap evi Cağaloğlu…

İnnallahe maassabirin…

Ya sabır çekip Cağaloğlu’nun yolunu tutuyorum.

Aman Allah’ım! Bir kuyruk ki, neredeyse Sirkeci’ye varacak.

Yapacak bir şey yok, girdim kuyruğa…

Tam sıra bana gelecekken, alacağım kitap bitmesin mi?

Ertesi gün mü başka bir gün mü unuttum şimdi.. tekrar Cağaloğlu’na gitmek suretiyle ancak okul kitabına kavuşabiliyorum.

Bende bir sevinç bir sevinç hiç sormayın.

“Tayyip” ise ne yapıyor?

Daha okul başladığı gün tüm ders kitapları gıcır gıcır öğrencinin masası üzerinde duruyor.

Hem de velilerden 5 kuruş almadan, velileri Cağaloğlu’nda güneşin altında sıra bekletmeden. Amirinden izin alıp bir gününü kaybetmeden…

Haliyle ne heyecan var, ne stres, ne sevinç…

“Tayyip” bu sevinç ve heyecandan Z kuşağının velilerini mahrum bıraktı. Belki de itirazları bundan.

ONUR VE ŞEREFİMİZ İÇİN

– Pahalı da olsa

Kullandığım sürece ben köprü ve otoyol ücretini seve seve ödemeye

devam edeceğim.

– Neden?

– Çünkü bu hükumet aldığı paralarla başka bir yatırım yapmasa bile yurt dışında bizi adam gibi temsil ediyor ya.. sırf bunun için olsa bile desteklemeye devam edeceğim.

– Diğerleri iyi temsil etmiyor muydu?

– Hayır, etmiyordu!

Örnek olarak bir Ecevit, bir de İnönü örneğini vermek istiyorum.

Açın arşivleri bakın!

Bilhassa

Ecevit’in yabancı devlet başkanları karşısındaki duruşu bizi adeta kahrediyordu.

Ya İnönü!

O da yediği fırçanın acısı geçmeden ABD başkanının gönderdiği uçağa binerek Amerika’ya gidiyor.

Be adam! Bu kadar fırça yedin… Hangi yüzle hem de onun gönderdiği özel uçağı ile ayağına gidiyorsun?

Bu arada

Ülkemizin dünya siyasetinde en ufak bir ağırlığı yoktu.

Nasıl olsun ki!

Başbakanı

Kumar masasında yumruk yiyen bir ülkenin ne ağırlığı olabilir?

Türkiye haberleri Avrupa gazetelerinin üçüncü sayfa haberiydi. O da ya tren kazası, ya otobüs kazası vs. gibi sebeplerle çok ölümler olunca haber olabiliyorduk.

Şimdi ise

Başta Cumhurbaşkanımız Erdoğan olmak üzere, Dış işleri bakanı Çavuşoğlu’nun, Milli savunma bakanı Akar’ın ve diğer devlet adamlarımızın yabancı devlet başkanları ve mevkidaşlarının yanındaki duruşuna bir bakın!

Hiç IMF heyeti önünde el pençe divan duran devlet bürokratlarımızın haline benziyor mu?

Ya H. Fidan!

Fuat Doğu’nun “Benim görevin CIA yetkilisine mihmandarlık yapmaktır” diyen MİT müsteşarından, CIA’nın çevremizde oluşturmaya çalıştığı terör odaklarını yerle bir eden… CIA’nın beslediği teröristleri yurt dışından paketleyip getiren bir MİT başkanına kavuştuk.

Nereden nereye…

Netice olarak.

Değil mi ki,

Cumhurbaşkanımız bütün bu faaliyetleri deruhte ediyor,

Bize

Bu dünyada şerefli bir hayat, manevi dünyamıza bir mana kazandırıyor,

Başka bir hizmeti olmasa bile

Bu kadarı bile bana yeter.

Bu arada

Kendi belediyeleri hiçbir iş yapmadığı gibi, koyduğu su zammına itiraz etmeyenler, kaymak gibi yollarda tatile gidenler, beş yıldızlı hastanelerde bedava tedavi olup çıktıktan sonra teşekkür etmeyi bile bilmeyenler

Varsın

“Tayyip, köprü ve yolları pahalı yaptı!” desin.

İnanıyorum ki,

Eninde sonunda

Milletin derunundaki sağduyu galip gelecek

Ve Türkiye

Emin adımlarla yine yoluna devam edecek

İnşallah…

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.