Halk takvimi ve Cemre | | İstanbulunSesi

  • DOLAR
    6,7015
    %1,31
  • EURO
    7,3413
    %0,65
  • ALTIN
    342,93
    %2,24
  • BIST
    8,3039
    %1,09
Halk takvimi ve Cemre

Halk takvimi ve Cemre

Reklamlar

Çok eskiden beri yaygın olarak kullanılan ve günümüze kadar gelen halk takviminde yıl

Kasım günleri” ve ” Hızır günleri” diye ikiye bölünerek hesaplanır; kasım günleri “kış“, hızır günleri de “yaz” olarak kabul edilirdi.

Kasım günleri milâdî takvime göre 8 Kasım’da başlar ve 179 gün sonra 5 Mayıs’ta sona erer.

Şubat ayının 29 çektiği yıl 180 gün olur.

Hızır günleri ise 6 Mayıs’ta başlar, 7 Kasım’a kadar 186 gün sürer.

Halk arasında “Pastırma yazı” diye bilinen günler

Kasım’ın dördünde milâdî 11 Kasım’da başlar,

Kasım’ın yirmisinde milâdî 27 Kasım’da sona erer ve aynı gün ağaçlardan suyun çekilmesi başlar.

Halkın yüz yıllardır tecrübeye dayandırarak nesilden nesile aktardığı bu takvime göre bir çok meteorolojik hadise, çok yüksek bir isabet oranıyla adeta günü gününe bilinmiş ve ona göre tedbirli davranılmıştır.

Halen bazı takvim yapraklarında bu bilgilerin varlığına şahit olmaktayız.

Kasım 120’de ağaçlara suyun yürümesi, Kasım 125’te Berdül- Acüz (kocakarı soğuğu) başlar ve bir hafta sürer.

Konu hakkında birkaç değişik rivayet vardır. Bunlardan birine göre cemrelerin tamamlandığına güvenip güneşli bir havada yaz geldi zannıyla dışarıya çıkan ve uzun süre kalınca donarak ölen kocakarı anısına bu günlerdeki gerçekleşen soğuklara bu isim verilmiştir. ‘120’ye varamam, 130’a kalamam’ diyen leylek ve kırlangıçların gelişi de bu günlerdedir.

Kasım 140’ta haşerat(böcekler) canlanır, çaylaklar gelir ve çiçekler açmaya başlar.

Kasımın 150’si bülbüllerin ötme zamanıdır.

Kasımın yüz ellisine “yüz elli, yaz belli” denir.

Bu da nisanın 6’sına denk gelir.

Eski insanların inanışlarına göre, kavak yaprakları dipten doruğa doğru kurumaya ve dökülmeye başlarsa kışın şiddetli olacağına, ayva erken çıkıp olgunlaşmış ise kışın erken geleceğine işaretti.

“Erbain” diye adlandırılan günler 40 gündür. En uzun gece (Şeb-i  Yelda) olan 21 aralık gecesi başlayıp,(şair bu gece için “şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir. Mübtelâ-i gama sor ki geceler kaç saattir” demiş.)

31 Ocak’a kadar sürer. Müridin çektiği çileye de erbain denir. Bu soğuk günler “zemheri” diye de anılır. Kışın ince elbise giyene “zemherir zürafası

Denirdi.

Zemheririn  bir adı da “Kara kış” tır.

Kışın en soğuk ve sert günleri bu dönem de yaşanır.

Nerdee o eski kışlar” dediğinizi duyar gibiyim.

Haklısınız, bu yıl İstanbul’da kar gördük sayılmaz,

Kış yaşadık demesek yeridir.

Halen yurdumuzun Doğu, Doğu Karadeniz ve iç Anadolu bölgelerinde eski kışlar gibi kış yaşanmaktadır.

Son yıllarda yurdumuzun batı kesimlerinde o eski kışlar görülmemektedir.

Erbain bitince halk arasında tebrikleşmeler olurdu.

Nasıl olmasın? Çünkü, nezle, grip, zatürre gibi hastalıklar en çok bu dönemde görülürdü.

Ayrıca masraflarda artardı.

Halk arasında “geldi Kasım, çoğaldı hasım” diye  bir söz vardı.

Erbainin ardından soğukların biraz daha hafiflediği 50 güne ‘hamsin’ denilirdi. Böylece kışın doksanı tamamlanır, aradan on gün geçince halk biraz nefes alır; ‘vardık yüze, çıktık düze‘ denirdi.

Çiftçilikle uğraşanlar ‘yüz sabanı düz‘ diyerek, hazırlık yapmaya başlarlardı.

On gün sonra da tarla işleri başlar “yüz on, tarlaya kon” denirdi.

Eski insanlar bu halk takvimini takip ederek havaların nasıl olacağını tahmin edebiliyorlardı.

Onlar günlük güneşlik Nisan günlerinde de havaların soğuyabileceğini tecrübelerine dayanarak öğrenmişlerdi. Havaların soğumasına  şaşırmazlar, çünkü büyüklerinden duydukları “kork aprilin beşinden,öküzü ayırır eşinden” sözünü akıllarında tutuyorlardı.

Halk takvimine göre altı gün süren “sitte-i Sevr(öküz soğukları)”nın başladığı zamanı biliyorlardı.

Hatta eski insanların içinde bu takvim günlerini milâdî takvimle 13 gün farklı olan Rumi takvimini takip ederek, asırlar öncesinin tecrübe birikimini kendi tecrübeleriyle harmanlayarak ve Hızır günlerinde tuttukları notları Kasım günleriyle karşılaştırmak suretiyle yaptıkları hesaplarla bilge haline gelen öyle insanlar vardı ki adeta meteoroloji uzmanı kesilmişlerdi.

Cemre“, Arapça bir kelime olup, ‘kor ateş’ anlamına gelir.

İkisi Şubat ayında (Kasım 105, Şubat 20’si ve Kasım 112 Şubat 27si) biri Mart başlarında (Kasım 119, Mart 6 sı) olmak üzere birer hafta arayla önce havada, sonra suda daha sonra da toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık yükselişi olarak tarif edilir.

Kış mevsimine veda edişin, baharı karşılamanın müjdecisi olarak kabul edilir.

Osmanlı zamanında divan şairlerinin cemre zamanlarında önemli kişiler için yazdıkları övgü şiirlerine “cemreviye” denilirdi.

Cemrenin tıptaki anlamı ise halk arasında “kara kabarcık” “ateş göynüğü”

ya da “yanıkara” adlarıyla bilinen iltihaplı bir çıban olarak tanımlanıyor.

Halk arasında her cemreden sonra sıcaklıklar artış gösterse de cemreler arasında küçük düşüşler de yaşandığından, havanın aşağıdan değil de sanki yukarıdan aşağıya doğru ısındığı anlamı çıkarılıp, bu ısınmanın etkisi de “düşmek” fiiliyle kullanıla gelmiştir.

Halk arasında “cemre düştü mü?” “Cemre düştü”  gibi benzetmeler yaygındı.

Ayrıca kor ateş anlamından başka, çakıl taşı anlamına da geldiğinden, “cemre” bir hac terimi olarak, hac edenlerin kurban bayramı günleri Mina’da, halk arasında şeytan diye isimlendirilen yerlere attıkları küçük taşların her birine de cemre denir.

Cemrenin düşüşüne orta asya da Türk ve Altay Halk kültüründe “İmre” adı verilen görünmez bir varlığın neden olduğuna inanılmaktadır.

İnanışa göre daha önce titrek ışıklar saçarak göğe yükselen İmre daha sonra buzların üzerine düşmesiyle onları eritir ve yere girer. Böylece toprak ısınmakta olup, suların ısınmasına katkı sağlamış olur.

Hızır günlerinin başlangıcı olan 6 Mayıs (Hızır, İlyas) sonradan”hıdrellez” şeklini almıştır.

halk tarafından bir bayram havasında kutlanır.

Tıpkı 21 Mart’ta Nevruz’un kutlandığı gibi.

Nevruz; ‘yeni gün’ anlamında baharın başlangıcı kabul edilir. Türk dünyasında ergenekondan çıkışı simgeler. Cemre her ne kadar kor ateş demek anlamına gelse de, yakıp kül eden değil, sıcaklık verip ısıtan , uyanma ve canlanmaya vesile olandır.

Bugün, bu yılki üç ayların başlangıcıcıdır.

Bir tevafuk olarak üç ayların başlaması, cemrelerin düştüğü günlere denk geliyor.

Maneviyat iklimi üç aylar, bir cemre gibi gönlümüze düşse, manevi hayatımız donmaktan kurtulup, sıcaklık ve canlılık kazansa ne iyi olur değil mi?

Üç aylarınızı tebrik eder,  vatanımız, milletimiz, İslâm âlemi ve insanlığın hayrına vesile olmasını yüce Rabbimden niyaz ederim.

Selâmlarımla.

Sosyal Medyada Paylaşın:

1 Yorum

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar